|
HOŞGELDİNİZ
Balacan
Dertlerimi düğümledim tellere
Sazım üşür sızlar aklım balacan
Kışlarımı serdim gurbet ellere
Yazım üşür sızlar aklım balacan
Hasretindir çile çile ördüğüm
Sılam ırak yollarımız kördüğüm
Sen değilsin vatan değil gördüğüm
Gözüm üşür sızlar aklım balacan
Oy balacan
Yazım üşür, gözüm üşür, özüm üşür
Sözüm üşür, közüm üşür sızlar aklım balacan
Kabul olmaz niyazında gurbedin
Kart karayız beyazında gurbedin
Kan munduran ayazında gurbedin
Özüm üşür sızlar aklım balacan
Yaz günümde kar yağıyor kar desem
Yarar mısın şu bağrımı yar desem
Vatan desem, sıla desem, yar desem
Sözüm üşür sızlar aklım balacan
Gülüşüm yok dudağımda güllenne
Bakışım yok gözlerimde tüllenen
Hasretinle yüreğimde küllenen
Közüm üşür sızlar aklım balacan
Oy balacan
Yazım üşür, gözüm üşür, özüm üşür
Sözüm üşür, közüm üşür sızlar aklım balacan
BİR BUSENDİR
Gecelerim şafakla buluştuğunda
Gönül bahçemde çiçek açmıyorsa
Seher yelide sensizliği yaşıyorsa
Bir busendir gecemi benden çalan
Toprak yağmur damlasına hasretse
Sensizliğe ağlıyorsa bulutlar
Gecemde mahmur çiçekleri bile
İsyan etmiyorsa bulutlar
Bir busendir gecemi benden çalan
Alışmadıysa yüreğim sensizliğe
Göz kapaklarımda gecem ağlıyorsa
Sevgiye susadıysa dudaklarım
Yanaklarım isyan etmiyorsa göz yaşlarıma
Bir busendir gecemi benden çalan
Gözlerimde yorulduysa umutlarım
Üşüyorsa gecelerim bedenimde
Avuçlarımdan alınan sıcaklığa
İsyan etmiyorsa yalnızlığım
Bir busendir gecemi benden çalan
Umutlarım camlarda dünüyorsa
Düşen yağmurlarsa saçlarıma
Bitkin rüzğarlara yol olmuş bedenim
Islanıyorsa gönül yağmurlarında
Bir busendir gecemi benden çalan....
Asım Kisbet
Dün gördüm seni
Ayrılıktan sonra ilk kez
Gülerek geçiyordun sokakları
Kahkahaların inletiyordu varoşları
Yanlızda değildin
Elin elimde değil
Bir yabancının belinde
Aklıma sana döktüğüm gözyaşları
Seni düşünürek daldığım rüyalar
Adına yazdığım şiirler geldi
Belki dilin söylemedi ama
Bakışların ve de yaralayıcı tavırların diyor ki;
UNUTMUŞSUN
Yunus Ülker
|
|
|
|
|
|
|
Toprağa Hasret
Bir günün ağlayışıyla uyanırdı bu betondan mürekkep şehirde. Öyle sancılı öyle derinden ağlayan bu şehrin betonlarına düşen her damla paramparça olur şelaleyi andıran su şırıltıları kulaklarına kadar gelirdi. Yağmurun yağmasını hiç sevmedi bu şehirde. Çünkü hiç taze toprak kokusunu duymadı. Betonların arasından insanların zorlamasıyla büyümeye çalışan birkaç ağaçtan başka sevinende olmazdı yağmurun yağmasına. Üzülürdü ağaçların haline sanki tek derdi buymuş gibi. Betonların arasına kendini hapsedeli bir seneyi geçmişti. Bir sene boyunca yaşadığı sıkıntıların içine birde aşkını koymuştu. Aslında küfesinde taşıdığı sıkıntılar o kadar ağır gelmemeye dertle gamla yaşamaya alışmaya başlamıştı. Küfesinde duran ve taşıyamadığı sıkıntısı ise aşkıydı. Ne zaman aklına gelse yıkılacak gibi olurdu. Kalbi sıkışır, gözlerinde birer damla yaşa mani olamazdı. Yığılmıştı beton aşkı gibi üstüne. Bulanıyor kaçmak istiyor. Yüreği paramparça, elleri soğuk, gözleri ışıltısını kaybetmiş, aklında sevdası çıktı yola.
Hava karanlıktı, sokak bomboştu. Yağmur iyice şiddetini artırmıştı. Elindeki sigara ıslanmıştı. Sokak lambaları, kaldırımlar, birkaç açık marketten başka bir şey kalmamıştı sokakta. Oysa ne kalabalık olurdu bu sokak gündüzleri. Bu durma seviniyordu. Yalnız kalmak, ağlamak ve içinde biriken o kanlı hüzünleri gözleriyle kusmak istiyordu. Yağmur yağarken ağlamak ne kolaydı. Bir de gecenin karanlığıyla birleşince yağmur ve yalnızlığı da ekleyince hepsinin üstüne korkmak gerekmiyordu ağlamaktan. Babadan öğrenmişti ağlamanın güçsüzlük olduğunu, bundan mıdır bilinmez bu sebeple hep kuytu yerleri mesken edinmişti. İşte ilk defa kuytu bir yerde değildi. Açtı kollarını iki yana dua eder gibi. Dünya onun etrafında dönüyor, gözlerinde ise kustuğu aşkı. Bir saniyeliğine o kadar rahatladı ki titremeye başladı.
Ne çok sevmişti. Yine yağmurlu bir gündü onu tanıdığı ve ilk öptüğü gün. Bir parkta sabaha kadar oturmuşlar sırılsıklam olsalar da sırf aşklarının uğruna yağmuru hissetmemişlerdi. Dudakları parkta, yağmurlu havada birleştiğinde sevdiğinin cennetten gelen nefesini hatırladı. Yığılmak üzereydi. Artık sırtladığı bu acı dayanılmaz hale gelmişti. Sokakta bulduğu bir banka kendini attı. Yağmur şiddetini artırmış betonlar yağmurun toprağı bulmaması için elinden geleni yapıyordu. Betonlara bu yüzden düşmandı. Yağmurun sevgilisi toprak değil miydi? Gül toprağa âşık değil miydi? Gülün yağmura ihtiyacı yok muydu? Hissetti yüreğindeki yangını. Yağmur fayda etmezdi artık. Ellerini hissetmedi. Gözleri bir parça toprak parçasına baka kaldı. Ağzını zorla açtı. Dilinden bir tek söz çıktı zorlamayla.
-Benim yağmurum bitti.
İbrahim Gözükara
Yüreğinde bir yer aç sevgilim
Göğsünde bir ömür yatmaya geldim
Kapında bir ömür bekleyip
Seninle ölmeye geldim
Denizlere feryat eden gönlüm
Zindanlara savaş açan yüreğim
Bir teselli belki sende buldum
Seninle ölmeye geldim
Murat GÖĞEBAKAN
Gozukara_1991@hotmail.com
|
|